Masum değiliz hiç birimiz

69

Tarihi atıfta bulunursak eğer, yerleşik düzene geçilmesi, tarım toplumu, nüfus artışı ve beraberinde gelen artık ürün “artı değer” kıtlık dönemlerinde insan toplumunun yaşadığı açlık sendromu sonrası daha fazlasını üretmek ve saklamakla bir süreç başlamıştır. Toplumlar arası takasın başlaması, ardından ticaretin gelişmesi ve din adamlarının ortaya çıkışı sonucu gücü olanın artı ürene el koymasıyla başlayan mülkiyet ilişkileri bu masum süreci insanın doğayla olan ilişkisini  koparan yozlaştıran bir gerçeğe dönüştürmüştür. Kendisi de doğanın bir parçası olan insan kendini doğaüstü görerek doğanın dengelerini kendi aleyhine altüst etmeye başladı.

Günümüz tarihine geldiğimizde sistem olarak kapitalizmi veya tekil anlamda kapitalisti ideolojik anlamda hedefe koymak bizi tatmin edebilir. Bence insanlık serüvenine baktığımızda kocaman bir acaba durmaktadır.

Endüstriyel tarımı ayrıca değerlendirmek kaydı ile bir an için ayrı tutarsak sadece yerleşik düzene ve tarım toplumuna geçişi irdelersek bile bugün hala ciddi anlamda geleneksel tarım yapma biçimimizin ciddi zaaflarını ekolojik bağlamda ve ekosisteme negatif etkileri bakımından irdelememiz gerekir. Bu durum aynı zamanda mülkiyet ilişkilerine bakışımız açısından da sorunludur. Biz çevre doğa ve ekoloji hassasiyet olan ve ekoloji mücadelesinin birer parçası olarak günümüz dünyasını üretim ve tüketim alışkanlıklarını da objektif olarak ciddi manada gözden geçirmeliyiz.

Aysin-Ali Büyüknohutçu çiftinin doğaya dönmelerindeydi sır. Gözü kapalı daldığımız bu yaşam mücadelesinde bağırından kopup geldiğimiz doğaya kör mü olduk ya da gözümüz açılmamışmıydı.

Ne zaman içimizden birileri gözümüzü açmaya kalksa Aysin-Ali Büyüknohutçu çifti gibi kararttılar yaşamlarımızı. Yine gözlerimize çeşitli yasal perdeler indirmeye çalıştılar duyduğumuzda 2017’de Antalya Finike’de iki tohumun toprağa düştüğünü İstanbul’dan bir otobüs dolusu ekoloji gönüllüsü hemen organize olup can suyu vermeye koştuk ve biz Antalya merkezde dostlarla buluştuğumuzda Aysin-Ali Büyüknohutçu çiftinin malesef öldürülmelerinin ve ekoloji mücadelesinin zaafları karşısında mahcubiyeti derinden hissettik. Bu mücadelenin bir bütünlük içinde yapılması gerektiğini dostlarla paylaşma fırsatı bulduk yeni aktivistler kazanarak Antalya’dan Finike’ye hareket ettiğimizde yapaylığa ve doğanın muhteşemliğine çıplak gözlerle şahitlik ettik. Beni en çarpan şey şu oldu. Kızılsedir ormanlarının kalbine bir hançer gibi saplanmış mermer ocaklarının çatlaklarının arasında filizlenmiş kızıl sedir fideleri bize şunu söylüyordu doğa konuşuyordu adeta. Sanki sizden çok önceleri sizden daha üstün türlere ev sahipliği yaptım ve hepsinin yok oluşunu seyrettim. Ben evrime hazırım siz hazırmısınız mesajı veriyordu. Tohumlar yine ve yeniden çiçekte siz yeter ki alın terinizle ve ak ellerinizle dokunun ve kollarınızı açın. O tüm cömertliği ile sarar sarmalar anaç bir ana kucağı gibi. Büyüknohutçu çiftinin anıları önünde dolu başaklar gibi saygıyla eğiliyoruz.

Cansuyu vermeye devam.

Atilla Şayir

10.05.2019